This site hosted by Free.ProHosting.com
Google

Pazar Sohbeti 

Mehmet Gündem, Zaman Gazetesi
YÜKSEK SESLE SEVMEK

Ölümü sevdiren, hatta ölüme imrendiren bir son ile 'demir aldi' bu limandan Baris Manço.
Gazeteciyiz, haber aliyoruz. Bu haberlerin pek çogu da kötü haber. Ölüm haberleri de aldik pek çok defa ve pek çok kereler üzüldük; ama hiçbiri sarsmadi beni Turgut Özal'in ve Baris Manço'nun sarstigi kadar. Her iki ölüm karsisinda da kendimi terk edilmis ve yapayalniz hissettim.
Düsündüm ki üçüncü kisi kim olacak ölümüyle bizi içimizden, ruhumuzun derinliklerinden sarsacak? Kim olacak bilemiyorum; ama hayattayken bizi pozitif eylemleriyle sarsan ve bizi yüksek sesle sevenler arasindan çikacak.
Iyi yasamak, iyi ölmek, iyi ugurlanmak ve iyi karsilanmak... Aslinda bütün çaba bunun için. Bir kere daha anladim ki, bütün düsünce ve fiillerimizle kendimizi gerçeklestiriyor ve kendimizi insa ediyoruz. Bir de kendi cenaze törenimizin maketini birakip gidiyoruz. Baskalarini degerli, anlamli ve kalici yapan özellikler ne ise ayni özellikler beni de degerli, anlamli ve kalici yapabilir. Öyleyse hayati düsünerek ve hissederek yasamak gerekiyor. Baris Manço'yu degerli, anlamli ve kalici yapan sey, onun eyleminde gizli. O eylem 'ortak payda', 'sentez', 'ideallerinin insani', 'pozitif eylem adami' olusu, 'sapma yapmamis kisiligi', 'yasaklamak yasak' demesi, herkesin onu 'bizden biri' olarak görmesi ve onun bizi yüksek sesle sevmesi seklinde özetlenebilir.
Simdi cesaretle, hatta gurur duyarak birbirimize yüksek sesle sevdigimizi söyleyebilmeliyiz. Çünkü sevgi olmadan baris, baris olmadan da sevgi olmuyor.
Baris Manço ne kadar da çok sinmis hayatimiza?!.. Farkina simdilerde vardigimiz o kadar çok sey ögretmis ki bize. Etkilemis, sessizce sarsmis ve sevdirmis kendini bize. 'Müsaadenizle çocuklar' bile demeden yine sessizce giderken yüregimizden bir parça da alip götürmüs. Çok sükür ki, hiç olmazsa giderken Baris Manço'yu yakaladik ve kendi istegimizle yüregimizden bir parça daha verdik ona.
Ölüm karsisinda tüm yapmaciklarimizdan siyrilarak ortaya koydugumuz kendimizi, hayat devam ederken de ayni dogallikta ortaya koyabilecegimizi, koymamiz gerektigini de giderken ögrettin bize Baris abi. Mekanin cennet olsun... Ben sana "Baris abi sadece önden gittin..." diyorum ve etrafimdaki herkesin her an 'önden gidenler' arasina karisabilecegini düsünmeye koyuluyorum. Baris Manço ile pek çok kereler konusmus, 'Pazar Sohbeti' için niyetlenmistim. Yaklasik bir ay önce de yine bir resepsiyonda ayni niyeti dile getirmis ve karsilikli olarak artik yapalim demistik. Fakat olmadi... Kesik kesik, küçük sohbetler halinde konusmalarimiz vardi. Sorularima verdigi cevaplar ve sorularima buldugum cevaplarla yarim kalan bir röportaji sunuyorum.
Unutma ki dünya fani Veren Allah alir cani Ben nasil unuturum seni Can bedenden çikmayinca
 
 
BARIS MANÇO
 
Baris ismi bizim geleneklerimizde pek rastladigimiz isimlerden degil. Nereden gelmis Baris?
Çok dogru. Benim de arastirmalarima göre su anda Baris ismini tasiyan benden daha büyük birisi yok. 1943 dogumluyum, o yillar biliyorsunuz savas dönemlerine denk geliyor. Insanlar çocuklarina her halde dönemin psikolojik tesirleri geregi Hakan, Bahadir, Serdar, Muzaffer gibi isimler koymuslar. Dedem de bana, savasin yerine baris gelsin özlemiyle 'Baris' ismini koymus. Isimlerin insanin karakterine tesir ettigine inaniyorum. Dünya bir türlü savastan kurtulup barisa kavusamadi; ama ben kendimle, toplumla, tabiatla ve tarihle devamli barisik yasadim.
Çatismanin egemen oldugu, insanin insanla, toplumla, tabiatla çatistigi bir dünyada önce kendisiyle ve sonra da diger varlik kategorileriyle barisik olabilmek ne mümkün?
Allah, her insani birtakim kabiliyet ve donanimlarla dünyaya gönderir. Bana da çok sükür ki 'baris arama' ve 'barisik kalma' kabiliyeti vermis. Yas kemale erdikçe, algi dünyaniz biraz daha derinlesiyor, zenginlesiyor. Idrak ufku genisliyor.
Özellikle bizde toplum ve tarihten kopma daha sikça görülen bir fenomen...
Içinde bulundugunuz toplumu da, köklerinizin uzandigi maziyi de hafife alamazsiniz. Yasanilmis olandan haberiniz yoksa, siz tek basiniza neyi yasayacaksiniz? Biliyor musunuz anlamak, ögrenmek ve tüm bunlardan sonra bir eser ortaya koymak, üretim yapmak çok zordur. Bizim millet olarak tarihten gelen çok zengin bir mirasa kondugumuz kanaatindeyim. Bu noktada ben Baris Manço olarak mirasyedi olmak yerine, bugünün hayatina ve gelecek nesillerin hayatina pozitif etki yapabilecek eylemlerin pesinde olmayi seçtim.
Cemil Meriç "Bu ülkede yasanmaz diyenler bu ülkeyi yasanmaz hale getirenlerdir." diyor.
Bu ülkeden hiç bir zaman ümidimi kesmedim ki, 'bu ülke yasanmaz' diyeyim...
 
Kendinizle ne kadar barisiksiniz?
Baris igneyi kendine batirir, çuvaldizi baskasina... Hayata prensip olarak pozitif bakarim. Insanlarin ve olaylarin öncelikle güzel olan taraflarini görmeye çalisirim. Asla hiç bir insani yargilamam. Herkesin hata yapma hakkinin oldugunu bilirim. Kendimle çok konusurum, yaptiklarimi sorgularim, çok soru sorarim. Hiç bir olayin bir tek sebebi ve bir tek çözüm yolu olmadigini gördüm. Yani bir sorunun birden çok cevabi olabiliyor. Bu yüzden hayata herhangi bir ideoloji çerçevesinden bakmam. Mükemmellik arayisinin insanin ömrünün sonuna kadar sürmesi gerektigine inaniyorum. Kendimle barisigim, ama bunun bir sebebi de gerektigi yerlerde kendimle çatismaya girebilecek cesareti tasimamdan kaynaklaniyor. Fakat tüm bunlar hayatin, varligin ve varolmanin anlamini ararken karsimiza çikiyor.
 
Nedir hayatin anlami?
Her insanin bir misyonu vardir bu dünyada. Iste o misyonu kavramak ve o misyonu en güzel sekilde ortaya koymaktir hayatin anlami.
 
Sizin misyonunuz nedir?
Baris ve sevgi. Çünkü sevgisiz baris ve barissiz da sevgi olmaz. Hayatim boyunca bunu, önce kendimde yasamaya ve sonra da insanlara anlatmaya çalistim. Bugüne kadar kimseyle degil sadece kendimle yaristim.
56 yasindasiniz, saçlariniza aklar düsmüs, ama buna ragmen ruhunuz çok genç ve enerji dolu gözüküyorsunuz. Heyecanin yaninda ayni zamanda sanki bir aceleniz varmisçasina hizli konusuyorsunuz...
Bedenimiz yaslanir bundan kaçamayiz, ama ruhumuzu genç tutmak bizim elimizde. Basta da söyledim ya ben mirasyedi olmak istemedim. Bu kubbede hos bir seda birakabilmek için çalisiyorum. Içimdeki gençlik dinamizmini insana, sanata, tabiata ve tarihe olan sevdamdan aliyorum. Bunu için de sürekli proje gelistiriyorum. Acelecilikten bahsettiniz, evet benim acelem var, çok fazla vaktim yok. Yapilacak çok is var. Hizli ve seri konusurum, çünkü konusmakla vakit kaybetmek yerine bir an önce o düsündüklerimi hayata geçirmek isterim. Hayat sürprizlerle dolu...
 
Neler var yakin zaman projeleriniz arasinda?
Öncelikle Baris Manço deyince akla gelen yirmi dört parçadan olusan Mançoloji'yi çikartmak istiyorum. Bu konuda çalismalar devam ediyor. Iki yil önce temeli atilan Lale-Baris Manço Ilkögretim Okulu'nu tamamlayip ardindan bir çocuk hastanesi yapmak istiyorum. Elbette ki bir de Baris Manço Üniversitesi gönlümden geçiyor. Türklerin 4 bin yillik tarihini anlatan 'Izlerimiz' belgeselini tamamlamak istiyorum. Henüz son ve en güzel sarkimi yazmadim.
 
Dünyanin pek çok ülkesine gittiniz. Onlari Türkiye ile karsilastirdiginizda ne söylersiniz?
Çok samimi söylüyorum, ben dünyaya defalarca gelsem, yine de burada dogup büyümek ve burada ölmek isterim. Türkiye'den daha güzeline hiç rastlamadim.
 
Toplumda çok genis bir mozaik yapi sizi seviyor ve eserlerinizi dinliyor. Farkli alt kimliklerimize, farkli ideolojik tercihlerimize ragmen, sadece bir blokun degil de bütün toplumun hüsn-ü teveccühünü kazanmis olmanizi neye bagliyorsunuz?
Yerelden hareket edip evrensele ulasmaya, evrenselden de tekrar yerele gelmeye çalistim. Bunu da aslinda her defasinda çok fazlaca hesap ederek yaptigim söylenemez. Mesela ben bestelerimi gayriiradi yaparim. Farkina varmadan kalemim kagidin üzerinde kayip gider. Ortaya çikan eserler biraz da ilhama dayaniyor. Ilhamin nerede gelecegi de belli olmuyor. Onun için bizim evin her odasinda piyano vardir. Nerede ilham tellerim 'dinnn' ederse orada oturup bir seyler yapmaya çalisirim. Ben batinin en dogulusuyum. Çocuklarimin adlarina bakin, Dogukan ve Batikan. Aslinda bu isimleri de düsünerek koymadim, aklima öyle geldi öyle koydum. Belki de Dogu'nun ve Bati'nin baris içinde olmasini çok fazla arzu ettigimden dolayi Allah öyle ilham etmistir. Belki de bu benim misyonumdu.
 
Siz bir radikal misiniz?
Hayir ben bir Baris Çelebiyim.
 
Bence bir radikalsiniz. Sizin çok özel bir ilgi alaniniz da çocuklar. Bizim çocuklarimiza olan o yogun ilginin nedeni?
O çocuklar hepimizin. Onlarin adam gibi adam olmasinda hepimizin sorumlulugu var. Aslinda ben sadece bir çocuk programi yapiyor degilim. Biliyorum ki, beni çocuklar seyrettigi kadar onlarin büyükleri, anneleri, babalari, dedeleri, amcalari, anneanneleri, babaanneleri de seyrediyor. Daha güzel imkanlar sunarak daha huzurlu bir dünya kuralim istiyorum çocuklar için.
 
Biz sizi tevazu ve içtenliginizle taniyoruz. Her sanatçi, toplumunun kendisini bas taci etmesini ister...
Bir sartla bunu istemeye hakki olur sanatçinin; onun da toplumu bas taci etmesi ve bunu en yalin haliyle göstermesi sartiyla. Iyi niyetli, samimi ve içten bir insan oldugumu düsünüyorum. Bana ulasmak, benimle konusmak kolaydir. Sanata kirk yilimi verdim. Beni mahcup etmeyecek eserler ortaya koydum. Iddiali olmadim;, ama otuz yil önce besteledigim, söyledigim bir sarki bugün hala ayni coskuyla dinleniyor. Sanatla basladim hayata ve sanatçi olarak bitirmek istiyorum. Siyaset aklimdan geçmiyor. Niye geçsin ki, ben simdi iyi bir noktadayim. Konustugunda sözü dinlenen ve halki tarafindan oldukça sevilen bir adamim. Aradigim sey genis kitlelere seslenmek ve onlardan bir ses duymakti. Bir usta oldugumu söyleyenler de oldu; ama ben buna 'estagfirullah' dedim. Hayatim boyunca da, ustayim, sanatçiyim gibi iddialarda bulunmayacagim. Benden sonra insanlar benim için böyle güzel seyler konusurlarsa, buna da çok memnun olacagimi itiraf etmeliyim.
 
'Benden sonra' diyorsunuz. Hayati fani olarak görebilmek, insanin kendisini insa etmesi ve iliskilerini düzenlemesi açisindan da çok önemli bir firsat degil mi?
Isabet buyurdunuz. Bizler genel anlamda elimizdeki seylerin kiymetini onu kaybettikten sonra anliyoruz; ama is isten geçiyor çogu kere. Ihtiraslarimiz, hirslarimiz insani degerlerimizin, insana yarasir kabiliyetlerimizin önüne geçiyor. Hayatin ve dolayisiyla kendimizin fani oldugunu unutmazsak, elimde ne kadar oldugunu bilmedigimiz zamani kendimizi gerçeklestirmeye ve eser ortaya koymaya ayiririz. Hayatin böyle kavranildigi bir toplumda, bir ülkede, bir dünyada da sevgi ön plana çikar.
 
Sarkilarinizda çagrisim dünyasi oldukça genis ve daha çok bir filozof edasiyla ifade edilmis bu tür parçalar var degil mi?
Ben hayatin gerçegini anlatiyorum. Sevda kadar, ayrilik kadar ölüm de bizim bir gerçegimiz. Bunlardan kaçmak yerine anlamak ve zaman içinde içimize sindirmek zorundayiz.
 
Hüzünlenince daha fazla mi düsünüyoruz ayriligi ve ölümü?
Olabilir, tam bilemiyorum. Ama genellikle pek fazla düsünmedigimiz, hatta kendimize ölümü yakistirmadigimiz için, her gelen ölüm bir sok etkisiyle geliyor. Insan ayni zamanda düsünen ve hisseden bir varlik. Saniyorum düsünerek ve hissederek yasamak gerekiyor.
 
Yahya Kemal'in on bes yilda tamamladigi Sessiz Gemi'yi hatirliyorum da anlam zenginligi ve çagrisimlari açisindan sizin birkaç eseriniz de ruhumda ayni etkiyi yapiyor.
Elbette ki bende Sessiz Gemi kivaminda bir eser yok. Merak ettim, hangi eserim sizde ona benzer bir çagrisim yapiyor?
 
Mesela; Ömrümün Sonbaharinda, mesela; Daglar Daglar... Bir kere daha dinlemek isterim.
Ömrümün Sonbaharinda
Adim anilmaz oldu, kapim çalinmaz oldu
Ömrümün sonbaharinda
Gönlüm katlansin diye, gören göz görmez oldu
Ömrümün sonbaharinda
Saçlarima düstü aklar, hüzünlendim aksamlar
Ömrümün sonbaharinda
Hep yüzüme kapandi, dost bildigim kapilar
Ömrümün sonbaharinda
Sarkilar yarim kaldi, resimler soldu simdi
Ömrümün sonbaharinda
Döktügüm gözyaslari sel oldu akti gitti
Ömrümün sonbaharinda
Elimden kaçirdigim gençligimi özlerim
Ömrümün sonbaharinda
Artik hiç dönmeyecek sevgiliyi beklerim
Ömrümün sonbaharinda
Baris, isyan eyleme yillar akip gidiyor
Ömrümün sonbaharinda
Fazla vaktin kalmadi, giden geri dönmüyor
Ömrümün sonbaharinda
Hala kalem tutacak bir parça gücüm kaldi
Ömrümün sonbaharinda
Hala yazip çizecek birkaç satirim kaldi
Ömrümün sonbaharinda
Hala bitirmedigim bir yarim sarkim kaldi
Ömrümün sonbaharinda
Ve hala beni dinleyen bir avuç dostum kaldi
Ömrümün sonbaharinda
 
Kendi kendime soruyorum acaba bir yolculuk mu var ve yolcu kim?
Yolculuk sürekli var ve siramiz gelince hepimiz yolcuyuz. Bir gün söylemeye, vedalasmaya firsat bulamayiz belki. Onun için simdiden söyleyelim;
Elveda Ölüm
Çoktan uçmus güvercin, tahta masam devrilmis
Can dostum çoban uykuda.
Tatli komsu Ayse Teyze,
Emekli Salih ögretmen
Hepinize, hepinize elveda...
Dostlar elveda...
Gözlerim kursun gibi agir agir kapandi bu gece.
Elveda...
 
Allah gecinden versin, emr-i Hak vaki oldugunda geride kalanlarin size hangi eserlerinizle seslenmesini istersiniz?
Biz nasil yasamissak ona göre eserler birakmisizdir geride... Gülpembe, Unutmadim Seni...
Gülpembe....
Sen gülünce güller açar Gülpembe
Bülbüller seni söyler, biz dinlerdik Gülpembe
Sen gelince bahar gelir Gülpembe
Dereler seni çaglar, sevinirdik Gülpembe
Güz yagmurlariyla bir gün göçtün gittin
Inanamadik Gülpembe
Bizim iller sessiz, bizim iller sensiz
Olamadi Gülpembe
Dudaginda son bir türkü Gülpembe
Hala hep seni söyler, seni çagirir Gülpembe
Gözlerimde son bir umut Gülpembe
Hala hep seni arar, seni bekler Gülpembe
 
Unutulma korkunuz var mi?
Hayir yok. Insan ne zaman ölür biliyor musun? Fiziki varliginiz itibariyla bu dünyadan ayrilinca ölmüs olmazsiniz. Isminiz ne zaman artik anilmiyorsa bu dünyada, o gün hem ölmüs hem de unutulmus olursunuz.
 
Insanin yüregine seslenen ve kalici izler birakan pek çok esere imza atmis bir insan olarak kimseden beste istemediginizi, almadiginizi biliyorum; fakat bir istisnasi var?
Bir dostumun çok güzel bir bestesi vardi: 'Canim oglum.' Ilk dinledigimde gözyaslarimi tutamamistim. Onu çok fazla istedim; fakat vermedi. Dilerseniz okuyayim:
 
Canim oglum
Benim, benim canim kadar sevdigim güzel oglum
Hayatimdaki her seysin sen, benim canim oglum
Gurur dolu bir dünyan olsun istedim
Onur dolu bir yasamin olsun istedim
Artik ben yorgunum oglum, canim oglum
Alin teri her zaman yücedir oglum
Haram haramdir oglum
Haram her zaman haramdir oglum
Sen sen ol hiçbir zaman helalden vazgeçme oglum.
Bu dünyada güzellikler de var oglum
Dünyamizda iyilikler de var oglum
Artik ben yorgunum oglum, canim oglum
Yetimin hakkina dokunma oglum
Günahini duyarsam oglum
Helal etmem hakkimi sana oglum
 
Biz ölü seven bir topluma benziyoruz. Çünkü sevdiklerimize sevgilerimizi onlar da hayattayken neredeyse hissettirmemek için bir çaba sarf ediyoruz. Siz toplumdan, bizlerden yeteri kadar sevgi gördünüz mü?
Ben sevildigimi biliyorum ve oldukça fazla hissediyorum; fakat her insanin benim kadar bu konuda nasipli olmadigini da biliyorum. Ne var biliyor musunuz? Insanlar korkuyorlar birbirlerinden; çünkü çok ciddi bir çatisma sürecinden geçtik yakin tarihlerde. Ben o süreçte taraf olmadim ya da taraf olduysam sadece ve sadece 'insan'in tarafinda oldum. 7'den 77'ye bu ülkenin tüm insanlarina ayni gözle baktim ve hepsini sevdim. Dedim ya ben hep sizin sarkinizi söyledim. Biliyorum ki, sanatçiya sevginizi ne kadar çok hissettirirseniz, o zaman o sanatçi ortaya çok daha güzel eserler koyar. Çikmaz sokaga girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi. Üç-bes günlük dünya hayati degmiyor hiçbir kavgaya...
 
Bu bir veda sohbeti olsaydi nasil seslenmek isterdiniz bize?
Dün yine yapayalniz dolastim yollarda
Yagmurlarda islandim bombos sokaklarda.
Gözlerimde yas kalbimde sizi
Unutmadim seni.
Unutmadim, unutmadim, ne olur anla beni.
Unutmak kolay demistin alisirsin demistin.
Öyleyse sen unut beni yeter ki benden isteme.
Gözlerimde yas kalbimde sizi unutmadim seni.
...
(Vefatindan bir müddet önce, degisik vesilelerle sorulan sorulardan derlenmistir.)